3
Kasım 21, 2006
nietzsche, rilke ve salomé gibi olduk lan! ehehe.
allah’tan ne ben nietzsche kadar manyağım ne onun kırbacı var ne de sen rilke gibisin.
gitti gidecek
Kasım 21, 2006
“sevmek
güzel meslek
ama zor
can dayanıyor
dayanmasına
ama yürek
gitti gidecek”
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
aslında..
Kasım 9, 2006
……aslında iyi biriyim…..
(valla.)
soru en son ne zaman güldün olsaydı
Kasım 9, 2006
Bak bu satırları dahi yazamayazak kadar mahzun bi şey oldum lan ben. Gözlerim dolu dolu oluyor sanki yine. En son ne zaman güldüğümü bile hatırlamıyorum ki
neyse..
Kasım 9, 2006
sigaramın dumanı, yoktur yarin imanı… yok bu bana göre bir giriş cümlesi değil. öyle de bi şey yok zaten. sigaramın dumanı gözüme kaçtı, yaş geldi, sildim sağ kolumla (sol kolumla sümüğümü siliyorum), o da olmasa ağlayacağım yok zaten. bilmem hatırlıyor musun hacım sen ne zaman ağladın en son? çok feminem bi soru, cevap verme. diyeceğim çok sıkıldım çok bunaldım.. bu iki kelimeden ve bunların arkadaşlarından da..
zamanla başım dertte ne yapsam bilmiyorum.. saatleri üç ay geri alıp bana haber vermediyseniz çok ayıp ediyorsunuz, ya da başka bi şey. neyse..
-Anneeeeee çalışmıyo internet, annee bi şeyler yappp.
+ Oolum ne bagiriyosun alla alla?
-Anneeeee diyorum annnnneee! Yardım ediin yardım ediiiiiiiin !
Bu aralar çok sık bağlantı kopması yaşıyorum diye TT’ye sitem edecekken; sorunun bizim evin telefon hattından kaynaklandığını öğrendik ve çözdük. Oh be dedik, oh be.
sigara içmek öldürür!
Kasım 7, 2006
içmeyin bunu, çok kötü çok.. öldürür valla.. rengine kurban olduğum..
dört buçuktan..
Kasım 7, 2006
-dört buçuktan beşle aşık olunur bence.
“çok da güzel bir kız değil” yahut “çok da hoş çocuk değil” diye başlayıp “yine de beni ona çeken bir şeyler” var diye bitirilen bir iç-cümle sonucu aşık olma durumudur bu. zaten o da insanın kendisini kaydetmesidir, başkasını bulup da. kaybetmesidir de olabilir. aşk zaten saçma bi’ şey..
yıprandım..
Kasım 7, 2006
“Bağırıp çağırmadım hiçbir zaman. Gözlerimle anlatmaya çalıştım. Hep temkinli oldum. Bırak oğlum, sal gitsin… Sele kapıl, sürüklen … Bak, su mutsuz mu halinden? Akıp gidiyor işte… Sen istesen de istemesen de… Ak onunla beraber. Belki de ucunda şelaleler gibi sonsuz özgürlük… Peki o zaman barajlar neden var?”
“Sarhoş ol… Umursama hiçbir şeyi… Bağır, çağır… Sesini duysunlar, seni adam sansınlar. Sansınlar ki saygı göstersinler. Saygının buna gösterilmeyeceğini bir bilseler… Yapamadım… Bir adım geriden gittim. Arkada kalmayı sevdiğimden değil. İstedim ki yanlışları göreyim, istedim ki onların düştüğü hatalara düşmeyeyim. Bunu alaya aldıular. Onlar için hep “geride kalan adam” oldum. Geriden gelen adam.”
“İstedim ki, konuştuğum zaman dinleneyim. Konuştuğum, kendimden bir şeyler verdiğim, paylaşmak istediğim, beni paylaşmak istediğini söyleyen insan beni anlamaya çalışsın. Anlamasa da anlamaya çalıştığını göreyim. Göreyim ki emek veriyor. benim için. Çok şey istemişim. Yıprandım…”
(-Engin Süzen, Gameshow Mart 2000′den Alıntıdır)
yarabandı
Kasım 6, 2006
dün gece miydi, daha önce mi anımsamıyorum. bir arkadaşımla aşk üzerine konuşuyoruz. dedi ki:
- asla yarabandı olmayacaksın, çünkü yarası iyileşince seni çıkarıp atacaktır mutlaka.
teoman’ın şarkısı geldi aklıma benim, “hem yarabandım hem yaram.” yarabandı ve yara aynı kişi olursa güzel olur, yoksa fena.